Soğuk Fasulye
Merhaba. Takvim yaprakları 7. ayın 8. gününü büyük bir kararlılıkla gösteriyor.
Bu satırlar yazılırken insanlar doğuyor, ölüyor, sevişiyor ve belki de
heyecandan uyuyamıyor. Nefes almakta büyük zorluk çeken insanlar bir sonraki
nefesleri için büyük gayret gösterirken bazı büyük sitelerin önüne
konuşlandırılmış kulübelerde görevlerini icra eden güvenlik görevlileri gecenin
serinliğinde çaylarından bir yudum alıp eski televizyonların küçük ekranlarına
donuk gözlerle bakıyor. Bu sırada uzun cümleler kurmaya çalışanlar ise zihinlerimize
yakalanıyor.
Takvim yaprakları görevlerini aynı kararlılıkla yerini getiredursunlar, henüz çatısını görme şerefine nail olamadığımız bir evde bu sabaha karşı 02.58’te; medeni hali bekar, dini İslam, cinsel yönelimi belirtmek istemiyorum bir çocuk dünyaya geldi. Bir insan olarak geldiği bu dünyadan çok muhterem bir ziraat mühendisi olarak göçeceğinden habersiz, ağlıyordu. Birkaç zaman sonra ise etrafa gülücükler saçarak insan ırkı hakkında önemli ipuçları yakalanmasını sağlayacaktı. Gerçi sonradan sosyal medya uzmanı olmuş bir filozof ya da filozof olmuş bir sosyal medya uzmanı, insanoğlunu twitter’a benzeteli epey olmuştu.
Çocuk, tabiatı gereği büyüdü. Büyürken elleri terledi, tutunamadı. Başına türlü
türlü felaketler geldi; sen yanımda olduktan sonra bütün bu felaketler sıcak
bir yakınlaşma için bahanedir demek istedi, diyemedi. Okudu ama yine de, aklını
eğitti. Eğittiği aklını huzuruna köle eyledi. Kendini kandırdı, mutlu oldu. Amaç
aradı, bulamadı. Sordu soruşturdu, dışlandı. Bir ev tuttu kendine, tavan
işlemelerini ezberledi. Mutfakta yürüyen hamamböcekleri aksine yürümeyen bir
şeyler vardı. Tarlalara gitmek için bindiği otobüslerde adet edindiği vakit geçirme
oyunlarını hayatına aldı. Düşündü, buldu; kendini çürüttü. Çürüdükçe iyi kötü
muğlaklığında arafta kaldı. Çocuk, fasulye yemeğini hiç sıcak yiyemedi.
Bugün de yemekte fasulye var. Fasulye son derece ciddi bir yemektir. Fasulyenin
bu ciddiyetini kavrayabilmek için kendisine ve tarihine bir göz atmakta fayda
var. Fasulye; meyvesi badıç biçiminde olan, üçüz yapraklı ama bunu belli
etmekten çekinen, yaprakların yatağında salkım halinde dizilmiş, değişik
renklerde ve kelebeğe benzer şekilde çiçekleri olan ama kelebeklerin pek
uğramadığı, tırmanıcı lakin piştikten sonra bu halinden pek eser kalmayan çok yıllık
otsu bir bitkidir. Arkeolojik fasulye koleksiyonları üzerinde C14 yöntemi ile
yapılan hummalı çalışmalarda Güney-Batı Amerika ve Orta Amerika’dan sağlanan
fasulye örneklerinin günümüzden 2300-1000 yıl öncesinin ürünü olduğu
anlaşılmıştır. Bu denli geniş bir aralık verilmesinin nedeni olarak dünyadaki
teknolojik imkanların fasulye tarihi üzerinde yoğunlaştırılmamış olması
gösterilebilir. Bu bilgi siz değerli zihin okuyucularımızı dehşete düşürebileceğinden
burada bir ek yapmak gereklidir. Ne mutlu bize ki, insanoğlu; tanrının
varlığını kanıtlayabildikten ve adalet sorununu çözdükten hemen sonra bu meseleye
eğileceğinin sözünü vermiştir.
Bu kadim nimetin yemeğini layıkıyla yapmak ve yemek ise herkesin harcı
değildir. Fasulyeler yüksek ısıya maruz kalmaktan boyunlarını eğene ve dik
duruşlarını kaybedene dek pişirilmelidirler. Servise hazır fasulyelerin bu
dirayetsiz duruşu çoğu insana çoğu zaman hayattan bıkmış insanları hatırlatmıştır.
Fasulyeler, aynı diğer yemekler gibi, düşüncelere maruz kaldıklarında hızla soğurlar.
Düşünceler ise yemeklere on numara salça olurlar.
Öyle bir an gelir ki bazen, ziraat mühendisleri dahi işin içinden çıkamaz. Bu
tür zamanlarda insanoğlunun seçebileceği sadece iki seçenek vardır: Fasulye yemek ya
da intihar etmek.
Bugün ise fasulyenin tadı düne göre baya iyi.
Yorumlar
Yorum Gönder