Kayıtlar

Temmuz, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Yazıya Neden Başlık Konur?

Şu an bu yazıya etkileyici bir giriş yapabilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim. Ancak şu an çaresiz haldeyim. Kelimeleri sıralayıp anlamlı bütünler oluşturmayı bırak, sizleri etkileyecek tek bir kelimem dahi yok. Zaten bu kelimeleri daha önceleri öyle kötü yerlerde kullanmış oluyorsunuz ki yazılarımı kirletir diye korkuyorum. Dilerseniz, ilk olarak beni tanımakla başlayalım. Yaşım otuz altı, tıp doktoruyum. İki evim var, biri kirada. Kiracım çok şeker bir insan; evli, iki çocuk babası ve iyi derece İngilizce biliyor. Türki cumhuriyetler üzerinde oynanan Bizans oyunlarını çözmekle meşgul. Bense diğer evde oturuyorum. Bu ev bana ziraat mühendisi babamdan kaldı. Rahmetlinin garip huyları vardı, sohbet ederken tavandaki işlemelere dalar giderdi. Tumturaklı cümleler etmeye de bayılırdı. Bir keresinde “insan uzviyetindeki ve tabiattaki mihaniki mevcudiyetler insanın rasyonel ruhunu kanıtlar mahiyettedir” gibi bir cümle etmişti de masadaki herkes iki üç dakika susmuştu, hiç unutma...

Nihal Hanım

Nihal Hanım, dinleyiniz. Sizi her gördüğünde gözleri parlayan şu çocuğun sesini dinleyiniz, bir bebeğin kulağına söylenen ismini merakla dinlemesi gibi. Bırakın bu çocuk yanınızda dilediğince saçmalasın, mutlu olsun; ses etmeyiniz. Sadece siz değil, içinizdeki çocuğu da haberdar ediniz. Bu çocuksu hayaller dördünüzün ortak hayalleri olsun, koruyunuz. Nihal Hanım, utanınız. Sevmekten, kalbinizin dışarı fırlayıp kalbime ulaşmak istercesine çarpmasından utanınız. Tarafımca edilen her iltifattan sonra kızarınız. O heyecanla bakan gözlerinizi benden kaçırınız. Çünkü utanmak, yalnız çocuklara mahsus bu devirde. Tüm varoluşunuzu hiçe sayıp beni düşündüğünüz dakikalardan, kendinizi boş verip de beni sevmekten utanınız. Nihal Hanım, kaçmayınız. Benden, içimdeki tımarhaneden ve duygularınızdan. Sizi hep aynı köşede bekliyorum, biliyorsunuz. Bazen size bir köpeğin neşesiyle, bir kedinin nankörlüğüyle, bir sincabın yaşama sevinciyle geliyorum. Aramıza bir okyanus çekip de hepsini boğmayınız...

Soğuk Fasulye

Merhaba. Takvim yaprakları 7. ayın 8. gününü büyük bir kararlılıkla gösteriyor. Bu satırlar yazılırken insanlar doğuyor, ölüyor, sevişiyor ve belki de heyecandan uyuyamıyor. Nefes almakta büyük zorluk çeken insanlar bir sonraki nefesleri için büyük gayret gösterirken bazı büyük sitelerin önüne konuşlandırılmış kulübelerde görevlerini icra eden güvenlik görevlileri gecenin serinliğinde çaylarından bir yudum alıp eski televizyonların küçük ekranlarına donuk gözlerle bakıyor. Bu sırada uzun cümleler kurmaya çalışanlar ise zihinlerimize yakalanıyor. Takvim yaprakları görevlerini aynı kararlılıkla yerini getiredursunlar, henüz çatısını görme şerefine nail olamadığımız bir evde bu sabaha karşı 02.58’te; medeni hali bekar, dini İslam, cinsel yönelimi belirtmek istemiyorum bir çocuk dünyaya geldi. Bir insan olarak geldiği bu dünyadan çok muhterem bir ziraat mühendisi olarak göçeceğinden habersiz, ağlıyordu. Birkaç zaman sonra ise etrafa gülücükler saçarak insan ırkı hakkında önemli ipuçları ...