Bir Günlük
31 Ekim
Henüz yataktan kalkamadım. Vücut
ağrılarım beni bu bir metreye iki metre boyutlarındaki ufak yatağa hapsetti.
Zamanında bilge bir arkadaşım bana genişçe bir yatak almamı tavsiye etmişti,
kulak asmamıştım. Zira bulunduğum her dost meclisinde “bu da dahil olmak üzere
hiçbir tavsiyeye uymayın” gibi tumturaklı laflar etmeyi asla ihmal etmem.
Büyük bir yorgunluk var üzerimde:
yılların ve tavan işlemelerinin yorgunluğu. Okuyamıyorum, düşünemiyorum. Dün, bu
cahilliğimi ve düşüncesizliğimi arkadaşım Bilge üzerinde tatbik etme şansı
buldum. Arkadaşım Bilge “Kapalı Drenaj Sisteminin Etkinliğinde Rol Oynayan
Toprak Özelliklerinin Konumsal Değişimlerinin Belirlenmesi” adlı doktora
tezinin araştırmalarını yapmak üzere Fransa’nın Montpellier şehrine gidiyor. Ona
duygusal bir konuşma yaptım. Her ne olursa olsun arkasında olduğumu, istediği zaman
telefonda görüşebileceğimizi, hatta tezini Fransızcaya çevirmek isterse yardımcı
olabileceğimi söyledim. Başlığını çevir öyleyse, dedi. Olmaz Bilge, zamana
ihtiyacım var. İhtiyacımız var.
Bilge tüm bu söylediklerimi pek
ciddiye almadı. Hasta olduğum için hoş gördü sanırım. Sonumun yaklaştığını
anladı herhalde. Ben de sonumun yaklaştığını düşünüyorum. Onca sigaradan, şunca
sokaktan geçen amcadan, bunca kurulan hayalden sonra; günlük tutmak gibi lüzumsuz
bir işe bir hissikablelvuku neticesinde girişmiş olmalıyım. Belki de bu hayatın
son “hissikablelvuku”su pembe kaplı bir deftere yeşil mürekkeple yazılmıştır. Diğer
kalemler ve defterler bitmiş çünkü.
Bilge’yle ilk buluşmamız geldi
şimdi aklıma. Bana biraz kendinden bahseder misin, demişti. “İşte ben olmanın
lazım-ı gayri müfarık üç sıfatı: müşkülpesent, perdebirun ve fevkalbeşer”
demiştim de birkaç dakika sessiz kalmıştık. Sonra da dikiş tutturamadık zaten. Sevgili
günlük; çoğu zaman susmak, konuştuğumda da herhangi bir şey anlatmamak
istiyorum. Konuşma zorunluluğundan, garip sessizliklerden azade bir dünyada beni
ayakta tutan insanın gözlerinin içine bakmak istiyorum. Bu arada sevgili Bilge,
“la determination des changements des caracteristiques du sol qui ont role dans
le practice de systeme de drainage fermé”
Annem açtı kapımı bu sabah.
Uyuyormuş gibi davrandım, istifimi hiç bozmadım. Kapımı açık bırakarak terk
etti odamı. Bütün bir hayatımı beraber geçirdiğim bu insanla bu kadar uzak
olmak, onunla hiçbir şey paylaşamamak çok acı. Bu uçurum ne zaman oluştu? Bilmiyorum.
Annem, ben üniversitedeyken kapı aralığından telefon görüşmelerimi dinlerdi.
Belki de ondan, çocukça cezalandırıyorum onu. Ah anne, keşke hiç telefonum olmasaydı.
Tavan işlemelerine bakmaktan arta
kalan zamanda odamın duvarlarına göz gezdirdim bu sabah. Tek bir tablo asacak
yer kalmamış. Nasıl uykuya daldım yıllarca bu odada? Bir gün fazlalıklardan
kurtulup da sadece sevdiğim tabloları asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım?
Kimse de uyarmadı beni, hoşlarına gittim. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte
sonum geldi. Odamı beğenmezler korkusuyla bulduğum bütün tabloları astım odama;
beni beğenmezler korkusuyla bulabildiğim herkesi ve her şeyi doldurdum hayatıma.
Bana acımayın. Ben kötüyüm; sizleri
kandırdım, beni beğenin diye oyunlar oynadım. Sizleri kıskandım ve bayağı
buldum. Hayatlarınıza dahil olmak istedim ve küçük gördüm. Hasta oldum. Hasta
ettiniz. Elbirliğiyle mutlu hayatlar yaşadınız, imrendirdiniz. Düşünmediniz,
varoluşunuzu ve geleceğinizi.
Sevgili günlük, ben bu dünyadan göçtükten
sonra birkaç meraklı göz bu satırları okşayacak. Onlara bu denli manasız bir
hatıra bırakmamak ve ağırladıkları misafirlerini etkileyebilmeleri adına bir ıstakoz
tarifi bırakmak istiyorum sana:
Istakoz, vücudunda bol
miktarda zehir barındırdığından yenmeden önce tuzlu ve sirkeli kaynar suda canlı
canlı haşlanmalıdır. Tuzun ölçüsü her dört bardak suya bir çorba kaşığı
kadardır. Ne kadar süreyle pişirilmesi gerektiği ise boyuyla orantılıdır.
Başıyla kuyruğu arasındaki mesafe ölçülür ve her santimetre için 45 saniye
pişme süresi eklenir. Örneğin 25 cm'lik bir ıstakoz için 25*45/60=18.7 dakika
pişirilme süresi idealdir. Bu arada kaynar suya atılmadan önce ıstakozun kuyruk
kısmı aynı boyda bir sopaya iki yandan bağlanmalıdır. Böylece ıstakozun hem
suda debelenmesi önlenmiş olur, hem de filetosu düzgün çıkar.
Bu tarife, hayatta karşılaştığım herhangi
bir insanın bilmediği bir püf noktayı ilave etmek istiyorum: Haşlanırken fazla
çığlık atmaması için ıstakozun ilk önce baş bölümünün kaynar suyun içine
sokulması gerekir. Bu sayede hayvan çabuk ölür ve çok çığlık atmaz. Aksi halde,
benim gibi lalettayin kaynar suyun içine atıldığı takdirde, çığlıklarıyla çevresine
rahatsızlık verebilir.
Uyanalı beş saat olmuş. Sırt üstü
yatıyorum, tavana bakıyorum. Çırpınıyorum, düzelemiyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder