İstifa Dilekçesi
İnsan Kaynakları Müdürlüğüne,
Çalışmakta olduğum iş yerinizden 02.10.2020
tarihi itibariyle kendi isteğimle ve hiçbir baskı altında kalmadan istifa ettiğimi
sizlere bildirmek isterim.
İstifamla ilgili işverenden maddi
bir talebim olmasa da her gün aynı cevabı almasına rağmen inatla nasıl olduğumu
soran Kerim Bey’in ve verdiğim cevaplarla hiç de alakadar olmayan Necibe Hanım’ın
aşağıda yer alan açıklamalarımı okumalarını arz ederim.
Sevgili Kerim Bey,
Patronum olmanız münasebetiyle
size içimi dökmekte çok zorlandım. Haberiniz yoktur, her defasında ellerim
terledi. İstifa mektubumla aramızdaki bu tatsız gerginliği sonlandırabileceğimi
düşünüyorum.
Dilerseniz, sizi daha fazla
meraklandırmayayım. Neden istifa ettiğimin daha iyi anlaşılabilmesi adına içinde
bulunduğum durumun çerçevesini çizmek isterim.
Herkese akıl öğreten ben, bir
türlü yüksek lisansımı bitiremedim. Üstelik, durup dururken babamın evinden
ayrıldım, küçük ve sefil bir odaya yerleştim. Ebeveynlerim, yaptığım bu yüz
kızartıcı davranışı herkesten saklamaya çalıştı. “Cankan yine bizde kalıyor ama
iş gezileri var, yoğun bu aralar.” dediler hep. Ailemi daha fazla utandırmak
istemedim, misafir gelen günlere özellikle dikkat ederek haftanın üç günü
ailemle beraber kaldım. Baklava şerbetine bulanmış kıymalı böreği çok
sevdiğimden, arkadaş ziyaretlerini de aksatmamaya çalıştım. Artık bir evim yok
gibiydi. Zengin arkadaşlarımın şatafatlı evlerinde tavan süslemeleri ve halı
desenleri arasında gittim geldim. Zihnim, içerikle üslup arasında bir türlü
tumturaklı bir tutarlılık tutturamadı.
Ben de çok odalı evlerde,
mobilyalar arasında oturmak istediğimden şirketinize başvurdum. Şirketinizin
yönetim kurulu üyesi sevgili Necibe’nin gösterişli odasının karşısında bir çalışma
masam vardı. Kalbimde çakıl taşları ısıtarak izledim Necibe’yi, hayaller
kurdum. Bazen gözlerim doldu, birinci kalite Noble marka tavan kartonpiyerlerine
baktım. Bu yukarılardan yardım isteme refleksi miydi yoksa şirket sınırları
içerisinde yer çekimine yenik düşen göz yaşlarını uygunsuz mu bulmuştum hala
anımsayamıyorum.
Necibe ile ilk iletişimimi Vecihi
Bey’in davetinde kurmuştum. Bu davetteki karşılaşmayı daha önce hayalimde birçok
kez yaşattığım için Necibe’nin beklenmedik cevaplarına karşı suskun kalıyordum.
Sanki beynimden bütün kan çekilmiş gibiydi, hayranlıkla Necibe’nin dudaklarının
aldığı zarif şekilleri takip etmeye çalışıyordum. Zaten o davete dair
hatırladığım iki şey vardı: Necibe’nin dudakları ve Vecihi Bey’in rokfor
hikayesi.
Vecihi Bey’in hikayesine göre rokfor
genç bir çoban tarafından bulunmuş. Amatör çoban, koyunlarını otlattıktan sonra
yorgun düşmüş ve bir şeyler atıştırmak için rastgele bir mağaraya girmiş.
Bohçasında bir parça ekmek ve otlattığı koyunların sütünden elde edilmiş bir
peynir varmış. Gariban çoban, tam mütevazı ziyafetini mideye indirecekken daha
büyük bir heyecan kaplamış yorgun kalbini. Necibe’den güzel olmasın, baş
döndürücü güzellikte bir hanımefendi geçmiş mağaranın önünden. Bana kalırsa
biraz ayran gönüllü olan çobanımız ilk görüşte âşık oluvermiş. Yemeğini mağaranın yalnızlığına
terk etmiş ve aşkının peşine düşmüş. Muhtemelen ileride bu naif ve nahif halinden
çok çekecek olan çoban aylar sona mağaraya geri döndüğünde ekmeğin mayası ve
mağaranın nemli ortamı yüzünden mavileşmiş bir peynirle karşılaşmış. Vecihi Bey’in
gariban çobanın küflü peyniri hiç düşünmeden tattığına dair iddiası bana pek inandırıcı
gelmese de hikâyeye göre çoban ikinci aşkını yine bu mağarada yaşamış: rokfor.
Açıkçası yoksulluk sınırını dahi
geçmeme yetmeyen maaşımla bu tür hikayeler dinlemek biraz komikti. Ancak hiçbir
zaman bir üyesi olamayacağım bu şatafatlı topluluğu yakından incelemek, içinde
bulundukları illüzyonun farkına varmak tarifi zor bir haz veriyordu.
Muhtelif mihaniki
mevcudiyetler gereği, günler geçti. Günler geçti ve ellerim sürekli terledi.
Günler geçtikçe kurduğum hayaller beni kendine esir etti. Beklentilerimin ve ihtimallerin
heyecanı altında ezildim. Gün geldi, ellerim hiç terlemedi.
Başaramadım, bu şirkette yer
edinemedim. Geniş ve bol mobilyalı bir ev sahibi bile olamadım. İstediğim halde
bir parçası olamadığım hayatları aşağılayarak onları kendi seviyeme çekmeye
çalıştım.
Ve bu süreçte Kerim Bey, sürekli
nasıl olduğumu sordunuz. “İyi” dedim, inandınız.
Bugün istifa günü, artık özgür
olacağım ve yeni hayaller kurmayacağım
Ve nihayet, her zamankinden
uzun bir süre uyuyacağım.
Sevgili Necibe,
Bu yıl sonbahar bize eksik yanlarımızı,
hiç tamamlanmayacak şeyleri hatırlatarak geldi sanki. Bir türlü horoza benzetemediğim
yarım yamalak bulutlar, arada seni unutturan güneş, neremizi üşüttüğü belli
olmayan bir soğuk. Kulaklarımızı mı, burnumuzu mu yoksa kalbimizi mi?
Ben bu hayatta çok şey olmak
istedim sevgili Necibe. Alkışlanmak, gece kafamı yastığa koyar koymaz uyumak ve
güne zımba gibi başlamak istedim. Sevilmek de istedim sevmek de. En çok da seni
tanımak istedim. Bir gün; güne nasıl uyandığını, ilk göz kırpışını ve saçlarını
nasıl taradığını gören mutlu bir dolap olmak istedim. Diğer gün, Vecihi Bey’in
davetiydi, kemanından çıkan bir hoş bir ezgi olmak istedim. Dalgalı saçların
arasında gezinmek, rengini bilmediğim gözlerinde kaybolmak istedim. Sahi ne renkti
gözlerin?
Seni tanıyamadım Necibe. Bize
bir şans tanıyamadım. Keşke senden daha az etkilenseydim, her anımın ve zihnimin
içinde olmasaydın. Belki o zaman…
Benim için senden önce
yalnızlık vardı sevgili Necibe, senden sonra da var olmaya devam edecek. Sen
yalnızlığı unutturdun ve yalnızlık seninle yaşadı benim içimde. Sonra
yalnızlığı tekrar hatırlattın bana ve bu sefer yalnızlığın içinde eriyip
kayboldun. Sen aklıma geldikçe yalnızlığım büyüdü, dayanılmaz oldu.
Biliyor musun, yalnızlıkların
en eskisi ve asili uykudur.
Ve nihayet sevgili Necibe, her
zamankinden uzun bir süre uyuyacağım.
Yukarıdaki açıklamalarım ışığında
istifamın kabulüne karar verilerek 4857 sayılı İş Kanunu’nun ilgili maddeleri
gereğince kıdem tazminatımın ödenmesini talep ediyorum.
Bu konuda gereğinin yapılmasını
saygılarımla arz ederim.
cankan.
Yorumlar
Yorum Gönder