Emekli Edebiyat Öğretmeni: Fikri Sağlam
“Bursa’nın Karacabey ilçesinde yaşayan ve bankadan çektiği 35
bin liralık ihtiyaç kredisinin taksitlerini ödemekte zorlandığı için bunalıma
girdiği belirtilen emekli öğretmen Fikri Sağlam, taksiyle geldiği İstanbul’da
Boğaziçi Köprüsü’nün Kız Kulesi’ne bakan kısmından atlayarak yaşamına son
verdi. O sırada İstanbul Valiliği Turizm İl Müdürlüğü ekiplerince şehrin tanıtımı
için yapılan uçangöz çekimlerinde Fikri Sağlam’ın canlı bedeninin takribi 3,6
saniye boyunca havada kaldığı belirlendi.
Vahim olay, perşembe günü öğlen saatlerinde gerçekleşti. Uzun
bir aradan sonra sabah namazını huşu içerisinde kılan Fikri Sağlam, kahvaltısını
yapmak üzere mutfağa geçti. 34 yıllık hayat arkadaşı Muazzez Sağlam’ın daha
önceden elceyizleriyle yaptığı haşhaşlı çörekleri mikrodalga fırında ısıttı.
İddiaya göre buzdolabında bekleyen peynir kalıbından üç kibrit kutusu
büyüklüğünde bir dilim peynir kesen Fikri Sağlam, çay demlemeyi de ihmal
etmedi.
Komşularının verdiği ifadeye göre kahvaltısını ettikten sonra
Hümeyra’nın 6 Mayıs 1990 çıkış tarihli Tutkulardan İntihar kasetini dinleyen Fikri
Sağlam’ın, şarkıya parmaklarını dizlerine hafifçe vurmak suretiyle eşlik ettiği
öğrenildi. Konuyla ilgili olarak Fikri Sağlam’ın alt kat komşusu Günseli Dize
şunları söyledi: Tutkulardan İntihar genel itibariyle türler arası ve
deneysel bir çalışmadır. Fikri Bey’in de son on gündür sabah namazını müteakip
dinleyerek bizlere ezberlettiği, aynı zamanda albüme ismini veren şarkının güftesi
Renin Batıgün’e ait olup bestesi Hümeyra tarafından yapılmıştır. Bu şarkının
Türk müzik tarihinde rap esintileri taşıyan ilk parça olduğunu söylemek mümkündür.
Pek avangart bir adam olan Fikri Bey’in, tabiri caiz ise bu şarkıyı ölüm marşı
olarak bellemesine şaşmamak gerekir. Hümeyra’nın sesindeki umursamaz ve
umarsız yılgın tını Fikri Bey’de derin bir tesir bırakmış olmalı.
İntihar öncesi ritüelini tamamlayan Fikri Sağlam’ın, hayat arkadaşı
Muazzez Sağlam’dan helallik istedikten sonra bütün soruları cevapsız bırakarak yaşadığı
Şagran Apartmanı’nın önüne Boğaziçi Köprüsü’ne gitmek üzere bir taksi istediği
öğrenildi.
Taksi şoförü Turgut Bözen’in, 125 bin lira kredi borcu olan
polis memuru Hikmet Şenol’a verdiği ifadede şunlar kaydedildi: Sakin bir
amcaydı. İstanbul’a gideceğimizi duyunca heyecanlandım. Benim de paraya
ihtiyacım var bu sıralar, Asuman’ın başlık parası için. Neyse. Yol boyunca çok
konuşmadık, defterine bir şeyler yazdı, meğer intihar notuymuş. Gebze
yakınlarında kıstırdı müziğin sesini, çok şanslı bir adam olduğumu söyledi.
Hayatı boyunca benim gibi insanları aşağılamış, içten içe bizleri bu hayatın
değerini bilememekle suçlamış hep. Bunları söyleyip üstüne bir kahkaha
patlattı. Sonra da bir daha konuşmadık. O camdan dışarıyı izledi, ben de Asuman’ı
düşündüm. Memurum ama nasıl düşünmeyeyim? O fettan gözleri, ceylan bakışları, içimi
gıdıklayan gülüşü… O kıvır kıvır saçlarını koklamak istiyorum, bir de çocuk istiyorum.
Fatih koyacağım adını kısmetse. Neyse. Sanırım ruhsal sorunları vardı amcanın.
Ama anlaştığımızdan da çok para verdi bana, sağ olsun. Kefenin cebi yok diye
düşünde herhalde. Allah taksiratını affetsin.
O saatlerde Köprü’den geçen bir siyasi parti liderinin bulunmaması
talihsizliği sonucu, Fikri Sağlam’ın intiharı önlenememiş, öğretmen emeklisi
yaşlı adamın cansız bedeni Marmara Denizi’nin çok da soğuk olmayan sularına
karışmıştır.
Böylesi bir intihar haberinin nasıl verilmesi gerektiğine
dair çok bir fikri olmayan ilkeli gazetemiz, Fikri Sağlam’ın 16 YAK 3434
plakalı taksinin arka koltuğuna lalettayin bıraktığı intihar mektubunu hemen
aşağıda siz değerli okurlarıyla paylaşmakta bir beis görmemiştir.
“Ben Fikri Sağlam, dost meclisinde bana fikir mühendisi Fikri
derler. Emekli edebiyat öğretmeniyim. Doğrudan konuya gireyim, bu bir intihar notudur.
Bir başka deyişle beceriksiz bir adamın ölümünü birkaç sene öne çekmesidir, pek
önemli bir husus değildir. Bu not da hayatı boyunca bir şeyleri yapmaya bir
türlü muktedir olamayan bu adamın, intihar hususundaki kararlılığının bir vesikasıdır.
Alkışlanası bir meseledir esasen, alkışla beni Turgut!
İntihar mektubunda hayatta bir kez görülen bir taksiciye
yer verilmesi pek alışılmış şey değildir, siz de takdir edersiniz. Ancak ben
seni sevdim Turgut. Asuman’ı da, onu anlatışını da sevdim. Benim de bir karım var,
Muazzez. İyi insandır, ancak o kadar, daha fazlası değil. Benim Asuman’ım üniversitedeydi
Turgut. Kızıl mı turuncu mu olduğuna tam karar veremediğimiz saçları vardı.
Piyano çalardı, çıkardığı notalara karışıp kaybolmak isterdim. Gülerdi, içimde
çakıl taşları ısınırdı. Bir gün “gel, beni benden kurtar” demek istedim, diyemedim.
Sonra günler günleri, polisler solcuları kovaladı; bir daha da göremedim. Bazı
insanlar böyledir işte, bir adım ötedeki mutluluğa erişme iradesini bile
kendilerinde bulamazlar; korkarlar, neden korktuklarını bilmeden.
Muazzez haşhaşlı çöreği iyi yapar, bundan birkaç gün önce
rica etmiştim bugün yiyebilmek için. İntihar öncesi yemek önemlidir zira. Söylene
söylene yapmıştı. Son yemeğim olduğunu bile bile yedim, her zerresini
hissederek. Beklediğim etkiyi yapmadı, ölecek olmak insana garip bir heyecan
veriyor. İnsanların intihar öncesinde yedikleri son yemek hep ilgimi çekmiştir.
Hatta intihardan önce çok güzel bir yemek yemek isteyen ve bu yemek neticesinde
intihar etmekten vazgeçip çok ünlü bir restoran eleştirmeni olan bir adamın
romanını yazacaktım, yazamadım. Bazı insanlar böyledir işte, işe yaramaz
fikirler bulur, onlarla heyecanlanır, sonra onları bile yapma iradesini kendilerinde
bulamazlar; korkarlar, neden korktuklarını bilmeden.
Aslında Galata Kulesi’ni Boğaz Köprüsü’nden daha çok
severim. Son gördüğüm manzaranın Galata Kulesi manzarası olmasını da çok
isterdim. Ancak Ümit Yaşar Oğuzcan’ın oğlunun hikayesi beni hep çok etkilediğinden
Boğaz Köprüsü’nü tercih ediyorum. İnsan; en azından intihar ederken başkalarını
değil de kendini düşünmeli, değil mi?
Bunca şey yazdım, halen neden yaşamıma son verdiğimi
yazmadım. Sanıyorum böyle bir zorunluluğum
yok ama Muazzez ve polis memurları merak ediyor olabilir. Merak kediyi öldürür.
Evvela söylemeliyim ki, insanlar intihar etmemeli. Ben de muhtemelen atladıktan
sonra hayatımın en derin pişmanlığını yaşayacağım. Neyse ki üç dört saniye
sürecek…
Yaşamayı çok istedim, beceremedim. Hala da çok istiyorum
yaşamayı ancak pek umut yok gibi.
Her intihar bir ötanazidir aslında.
Emekli Edebiyat Öğretmeni, Emekli İnsan, Fikri Sağlam.”
Yorumlar
Yorum Gönder