Benlik Kumpanyası
Sabah
9.30’da Doktor Musa Bey ile randevum var, uyumam gerek. Keşke diş fırçalamak
gibi basit bir yükümlülüğü yerine getirmemenin huzurumu kaçırmasına imkân
tanımayan bir kişiliğim olsaydı ve sevdiğim hanımefendiyi düşünerek uykuya
dalsaydım.
KİŞİLER
DENİZ,
ventriküler taşikardi hastalığından ve siyasal İslam’dan mustarip bir gençtir.
Kendisini hiç sevmemekle beraber kişisel özelliklerini çok beğenir. İç
huzurunun kölesi olmuş ancak bir türlü huzuru bulamamıştır. Yirmi yedi yaşına gelmiş
bir endüstriyel ürün tasarımcılığı öğrencisi olarak banka hesabında pek bir birikim
yapamamıştır. Sabahları kahvaltılık gevrek yemek suretiyle biriktirdiği paranın
bir kısmını ise Dogecoin’e yatırarak hiç etmiştir. Hayattaki en büyük iki
korkusu tanıdıklarının önünde küçük düşmek ve yalnız ölmektir. Kakaolu dondurmayı
ve kakaolu dondurmayı sevenleri sevmez.
DOKTOR
MUSA BEY, hayatının büyük bir kısmını Arapça dua eden insanların Latince kemiklerini
ezberlemekle geçirmiş bir tıp doktorudur. Dişlerin fırçalanması esnasında çıkan
sesten müthiş bir rahatsızlık duyar. Doğduğu günden bu yana Tanrı ile arasında
bir gerginlik olduğunu düşünür. Pek muhterem babası Hilmi Bey’i ve annesi
Kadriye Hanım’ı on dört yaşında bir trafik kazasında kaybetmiştir. Aynı araçta
olmasına rağmen burnunun dahi kanamamasını Tanrı’nın bir işareti olarak yorumlayan
akrabaları ile halen görüşmemektedir. Zira ona göre Tanrı ve kulu arasında bu
denli toksik bir iletişim olmamalıdır. Halen daha, hastası olmadığında, gökyüzüne
bakarak Tanrı’ya ideal düzenin böyle olmadığını hararetli bir şekilde anlatmaya
çalışır. Musa Bey’e göre her yanımızı çevreleyen liyakatsizlik sorunu, tahmin
ettiğimizin de ötesinde, Tanrı katındadır.
VEKİL
TEVFİK BEY, iki çocuk babasıdır ve iyi derecede İngilizce bilmektedir. Türki
cumhuriyetler üzerinde oynanan Bizans oyunlarını ayyuka çıkarmak için bir ulusalcı
bir partide başladığı siyasi hayatı çalkantılarla geçmiş, tamı tamına 7 kez
partisini değiştirmiştir. Tam bir devlet adamı kumaşına sahip Tevfik Bey, pantolonunun
ütüsünü tek çizgi sever ve geceleri yatmadan önce elmalı soda ile viskiyi karıştırarak
içer.
TAKSİ
ŞOFÖRÜ TURGUT BÖZEN, sık sık bireyleri cinsel yönelimleri nedeniyle aşağılayan,
kadını erkekten aşağı gören, lise mezunu, namus ve din gibi kırmızı çizgileri
olan, iyi kalpli bir Anadolu gencidir; harbi çocuktur.
DENİZ’İN
AŞIK OLDUĞU KIZ 1, varlığı belirsizdir. Ara sıra muğlak rüyalarda çok güzel bir
kız olarak ortaya çıkar. Karakteri ve dünya görüşü önem arz etmemektedir.
Gerçek hayattaki karşılığı Deniz’in yastığı olup kakaolu dondurmayı sevmediği
düşünülmektedir.
DENİZ’İN
AŞIK OLDUĞU KIZ 2, Deniz’in fakültesinde son sınıfta öğrenim görmektedir. Pek
güzel değildir, hayran olunası bir özelliğine de rastlanılmamıştır. Ancak Deniz’e
göre bu hanımefendide bir kendisini ona çeken bir şeyler vardır. Deniz, ne
kadar sıkılsalar, konuşamasalar dahi onun çevresinde olmak; sesini duymak
istemektedir. Buna karşın Kız hiç oralı değildir. Olsa olsa bu sıkıcı gençle, sokakta
karşılaşıldığında selam verilip hal hatır sorma seviyesini geçmemek kaydıyla
arkadaş olunabilir.
PERDE
1
Sahnede
sarı renkli bir Mercedes S63 AMG 4Matic Coupé beklemektedir. Maskeli insanlar
etrafta koşturur. Deniz taksiye biner.
TAKSİ
ŞOFÖRÜ TURGUT BENÖZ: (Yolcunun kadın mı erkek mi olduğunu anlayamamış, merak içerisindedir.
Tek kulağında küpe olmasından hareketle erkek olduğuna kanaat getirir.) Hoş
geldiniz beyefendi, nereye gidilecek?
DENİZ:
(Şoförün radyoda dinlediği ilahiden rahatsız olmuştur) Beşiktaş Sait Çiftçi
Hastanesi’ne gideceğim. Radyonun da sesini kısabilirseniz sevinirim.
TAKSİ
ŞOFÖRÜ TURGUT BENÖZ: (Radyonun sesini kısarak) Geçmiş olsun beyefendi. Allah
acil şifalar versin.
DENİZ:
Sağ olun da 25 senedir dua ederim, bir faydasını görmedim. (Şoför sinirlenir ve
Deniz’i yaka paça taksiden dışarı atar.)
PERDE
2
Deniz,
Doktor Musa Bey’in odasında beklemektedir. Odanın duvarında bir tüfek asılıdır.
Doktor Musa Bey elindeki tahlil sonuçlarını inceleyerek odaya girer.
DENİZ:
Doktor Bey, ölecek miyim? Öleceksem lütfen acilen söyleyin. Daha 3 adet aşk
mektubu, 1 adet el yazısı vasiyetname ve ölmeden önce insanların tepkilerini
ölçmek için 1 intihar notu yazmam gerekiyor.
DOKTOR
MUSA BEY: Hayır efendim, ne münasebet. Keşke ölseniz de karbon ayak izinizden
kurtulsak. Posta kutunuzda bir yıl boyunca tuttuğunuz bir e-postanın 39 kilometrelik
araba yolculuğuna eşdeğer olduğunu biliyor muydunuz? Çok fazla insan var
azizim, çok. Kurtulmak lazım. Her neyse, sizde taşikardi var. Kalbinizi biz
normal insanlara göre biraz daha fazla hissediyorsunuz, o da bunu boş geçmiyor,
arada sırada rutininden şaşıyor, kaçamaklar yapıyor. (Deniz’in terleyen
ellerine bakarak) Sizin endişelenmemeniz lazım.
DENİZ:
Efendim nasıl endişelenmeyeyim? Her televizyon izlediğimde sinirden evde
yastıkları yumrukluyorum. Ne olacak bu ülkenin hali? Takribi 40 yıllık bir apartman
dairesinde oturuyorum, ya deprem olursa? Ne olacak bu İstanbul’un hali? Bizim
tavan yine akıtmaya başladı. Ne olacak bu banyonun hali? Hala aşık olduğum kızı
bulamadım, geceleri yastığıma sarılarak uyuyorum. Ne olacak benim bu halim? (Bu
sırada DENİZ’İN AŞIK OLDUĞU KIZ 1, Deniz’in elini tutar ve gülümser.)
VEKİL
TEVFİK BEY: (Alelacele odaya girer ve ceketinin tüm düğmelerini iliklemeye
çalışarak) Deniz Başkanım, yaptığım istikşafi görüşmeler neticesinde hükümeti
kurabilmek için ihtiyaç duyduğumuz 4 vekili buldum. Ancak hepsi ayrı birer bakanlık
istiyor.
DENİZ:
(Uyurken üstüne örtecek bir şey almadığını fark ederek) Tevfik bi’dur Allah’ını
seversen, ortalık karışık zaten.
DOKTOR
MUSA BEY: (Sinirli bir şekilde) Yol geçen hanı mı burası efendi? (Duvarda asılı
duran tüfeğe yönelirken) Madem Tanrı bu dünyayla ilgilenmiyor, iş başa düştü!
Musa
Bey tüm soğukkanlılığı ile o sırada dişlerini fırçalayan DENİZ’İN AŞIK OLDUĞU
KIZ 1’e 2 el ateş eder ve VEKİL TEVFİK BEY’e kendisine uygun bir bakanlık bulup
bulamayacağını sorar.
PERDE
3
Deniz
ve DENİZ’İN AŞIK OLDUĞU KIZ 2 sokakta karşılaşırlar. Bu sırada KIZ kakaolu dondurma
yemektedir. Deniz’in gömleğinin üzerinde ufak kan lekeleri vardır.
DENİZ:
(Konuşma boyunca sesi arada çatallaşarak ve gözleri umutla dolarak) Merhaba.
Ben artık içimde bir şeyler gizlemekten bıktım. Neticede “aşık olmak, arada
sözcükler varsa mümkündür.” Sevgili Aşık Olduğum Kız 2, ben senden ciddi
surette hoşlanıyorum. Uzun zamandır bunun nedenini arıyorum ancak bulamıyorum.
Bu durum beni daha da çıldırtıyor. Güzelsin, ortalama üstü bir zekaya sahip
olduğun da anlaşılıyor. Ancak dışarıda böyle binlerce hanımefendi var. Ben
farklı bir şeyler hissediyorum. Sende adını koyamadığım ve beni sürekli sana
doğru çeken bir şeyler var. O şeyi de seni de çok seviyorum. Etrafında bulunmak
istiyorum, seni merak ediyorum. Güne başlarken attığın ilk bakışı, tişörtün önce
boyun kısmını mı yoksa kollarını mı giydiğini, Tasarım İletişimi IV dersinin
vizesine girerken kalbinin ne şiddette çarptığını çok merak ediyorum. Pek de
ünlü olmayan bir yazarın dediği gibi, aşk; iki insanın kalbinin, fevkalade bir
şiddette çarpmak suretiyle birbirine kavuşma arzusudur. Sanıyorum benim kalbim buna
oldukça müsait. Sen ne dersin? Elimi tutmaya ve bulutları horoza benzetmeye var
mısın?
DENİZ’İN
AŞIK OLDUĞU KIZ 2: (Şaşkın bir ifadeyle) Deniz, gerçekten böyle bir şey
beklemiyordum. Senin bu duygularının bende karşılık bulması mümkün değil. Neticede
aşk denilen şey kimyasal bir reaksiyondan ibarettir. Hatta insanın kendisi de
kimyasal bir mefhumdan başka bir şey değildir. (Gözleri dolar) Lütfen bu ayakları
yere basmayan düşünceleri bir kenara bırak. Tekrar böyle bir aptallığın içine
girmek istemiyorum. (Kafasını hafif yukarı kaldırır ancak gözyaşının düşmesine
engel olamaz.)
Deniz,
DENİZ’İN AŞIK OLDUĞU KIZ 2’nin tam dudağı ile yanağının birleştiği yerden öper.
KIZ yutkunur ve Deniz’in gözlerinin içine bakar. Deniz gülümser.
Geceleri
su içmeden yattığımda hep böyle oluyor. Gerçi bunlar da olmasa, hayatımda başka
ne var? Nihayetinde 12 tane yeşil zeytin yiyip doktora gitmek için otobüs
bekleyen bir adamım. Herkes gibiyim aslında. Ön yargılarım var, sinirleniyorum,
seviyorum. Ama bunların hepsini içimde yaşıyorum. Başkalarının öfkeleri ve
aşkları dünyayı değiştiriyor, benimkilerse sadece beni kemiriyor. Hayallerim,
fikirlerim ve rüyalarım gitgide birbirine karışıyor. Vaktimin büyük çoğunluğu
defalarca dinlediğim müzikler eşliğinde tavanı izlemekle ya da deftere anlamsız
şekiller çizmekle geçiyor. Kafamın içinde kocaman bir “bilmiyorum” dolaşıyor
sanki. Oradan oraya çarpıyor; büyüyor, küçülüyor ama hiç kaybolmuyor.
Neyim
var, bilmiyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder